İshak Paşa Sarayı (Kela Behlûl Paşa)

Sarayın en şaşaalı bölümü, etrafında idari işlerin ve dini ibadetlerin yapıldığı divan salonu, cami, medrese, divan misafirleri odaları, hizmetli odaları, zahire ambarları ve Paşanın özel yaşamı için ayrılmış bölümlerinden oluşuyor. Zeminden iki metre yüksekte yer alan kısma, süslü taç kapıdan geçip, dokuz basamak çıkarak hole ulaşılır. Holün güneydoğu köşesinde divan salonunun giriş kapısı, kuzeybatıda camiye bağlanan koridor kapısı, özel odalara açılan kapılar ve üst kata çıkan merdiven girişi var. Hepsinde pencere olan üç oda da, birbirine bağlanmış. Bunlar hoca, müezzin gibi cami ve medrese personeli için yapıldığı söyleniyor.

Kış mevsimlerinde sarayın kalorifer sistemine benzer bir yöntemle ısıtıldığı bilinmektedir. Bu nedenle de sanat tarihinde dünyanın ilk kalorifer sistemli yapısı olarak geçmektedir. Her odada taştan yapılmış ocaklar vardır. Taş duvarlardaki boşluklar bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip bulunduğunu göstermektedir.

Dıştan tümü ile kesme taştan yapılan cami ve türbenin pencere kenarları ve yüzeyleri zengin bitki, hayvan motif ve mimari öğelerle süslenmiştir. Başta kapılar olmak üzere zengin kabartma ve süslemelerle bezenmiştir. Türbenin üzerindeki işlemeler ise inanılmaz güzel. Sarayın detayları ve süsleme sanatı anlatılacak gibi değil, mutlaka gidip görülmesi gereken bir şaheser.

Bazid şehrine 8 km. uzaklıkta, ulaşımı oldukça kolay bulunan İshak Paşa Sarayı, dünyada eşine rastlanmayacak kadar güzel bir görünüme sahiptir. Saray’da, İran, Kürt, Hint ve Ermeni kültürüne ait süslemelerin ve motiflerin olduğu görülüyor. Saray süsleme, kabartma ve mimarisine hâkim olan Aryan tarım toplumunda kalan kültürdür. Her ne kadar bazı eserlerde, Osmanlı Sarayı veya Selçuklu yapı tarzı gibi söylemler geçse de, böyle olmadığı açıktır. Avrupada olduğu gibi, Ortadoğu’da da eski yapıların birbirine kısmen benzemesi normaldir. Bu durum, Sarayın Osmanlı veya Selçuklu tarzı olduğunu ispatlamaz. Kaldı ki Saray ile Selçuklular arasında 500 yıllık bir zaman dilimi vardır.  Daha çok, hepsinin ortak yanları olduğunu gösterir.  Zaten İshak Paşa Sarayı gibi ya da ona benzer başka bir örnek de yok. Nasil ki Topkapı farklı bir stil ise, İshak Paşa Sarayı da öyle.

Çeşitli ülkelerden gelip sarayı ziyaret eden Marco Polo ve ünlü Ruş şairi Puşkin gibi sayısızca gezgin ve aydınların birçoğu sarayın mimari harikasına karşı duyduğu hayranlığı gizleyememişler. Moritz Wangner adlı Alman yazar 1841’de sarayı ziyaret ettiğinde muayede salonu ile ilgili olarak gördüklerini, ”Duvarları aynalar ve altın yaldızlarla kaplanmış bu ihtişamlı salonu gezerken hayranlığımı gizleyemedim” diye yazmış.

 

Sayfa 2/2 < 1 2
BaŞa al